Türkiye’de sağlık kurumlarında uygulanan personel planlama politikaları, uzun süredir hem çalışanlar hem de sağlık hizmetinin kalitesi açısından ciddi tartışmalara konu oluyor. Özellikle hemşireler, hasta sayısındaki dalgalanmalara göre şekillenen geçici ve dengesiz görevlendirme anlayışının en ağır sonuçlarını yaşayan meslek gruplarının başında geliyor.
Sahadan gelen geri bildirimler, birçok hastanede hasta sayısı arttığında yeni personel istihdamı yerine mevcut hemşirelere daha fazla hasta yüklenmesinin tercih edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın hasta sayısı geçici olarak azaldığında ise hemşirelerin başka birimlere “destek” adı altında gönderildiği ya da zorunlu izin uygulamalarına yönlendirildiği görülüyor.
Uluslararası Standartlar Göz Ardı Ediliyor
Bilimsel çalışmalar ve uluslararası sağlık otoriteleri, bir hemşirenin bakması gereken hasta sayısının belirli sınırları aşmaması gerektiğini vurguluyor. Bu sınırların aşılması; bakım kalitesinde düşüş, tıbbi hata riskinde artış ve çalışanlarda tükenmişlik sendromunun yaygınlaşması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.
Ancak Türkiye’de birçok sağlık kuruluşunda bu standartların fiilen uygulanmadığı, yoğun dönemlerde hemşire başına düşen hasta sayısının sürdürülemez seviyelere çıktığı ifade ediliyor. Bu durum kısa vadede hizmetin devamlılığını sağlıyor gibi görünse de orta ve uzun vadede hem çalışan sağlığını hem de hasta güvenliğini tehdit eden yapısal bir risk oluşturuyor.
“Yoğunlukta Yük, Sakinlikte Fazlalık” Anlayışı
Sistemdeki temel çelişki, personelin istikrarlı bir insan kaynağı olarak değil, değişken bir maliyet kalemi gibi değerlendirilmesinde yatıyor. Hasta sayısı arttığında hemşirelerin iş yükü artırılırken, hasta sayısı düştüğünde aynı personel bu kez “fazlalık” olarak görülüp geçici görevlendirmelere veya izne yönlendirilebiliyor.
Bu yaklaşım, hemşirelerin çalışma düzeninde sürekli bir belirsizlik yaratırken kurumsal aidiyet duygusunu ve mesleki motivasyonu da zayıflatıyor. Uzmanlara göre sağlık hizmetlerinde sürdürülebilir kalite, öngörülebilir ve uzun vadeli insan kaynağı planlamasıyla mümkün.
Sorun Sadece Çalışan Haklarıyla Sınırlı Değil
Konu yalnızca hemşirelerin çalışma koşulları açısından değil, doğrudan hasta güvenliği açısından da kritik önem taşıyor. Aşırı iş yükü altında çalışan, sık birim değiştiren ve dinlenme süreleri düzensizleşen bir sağlık personeliyle nitelikli ve güvenli sağlık hizmeti sunmanın zorlaştığı dile getiriliyor.
Sağlık yönetimi alanındaki değerlendirmeler, personel planlamasında kısa vadeli çözümler yerine; nüfus yapısı, hizmet yoğunluğu ve kurumların gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak kalıcı kadro planlaması yapılması gerektiğine işaret ediyor.
Yapısal Bir Değişim İhtiyacı
Mevcut tablo, sağlık sisteminde hemşireliğin stratejik bir insan kaynağı olarak değil, anlık ihtiyaca göre ayarlanabilir bir unsur gibi ele alındığını gösteriyor. Oysa modern sağlık sistemlerinde hemşirelik hizmetleri, sağlık hizmetinin sürekliliği ve kalitesi açısından omurga niteliğinde kabul ediliyor.
Uzmanlar, hemşire istihdamının yalnızca dönemsel hasta sayılarına göre değil; uzun vadeli hizmet planlamaları, nüfus projeksiyonları ve hasta profili dikkate alınarak yapılması gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, bugün yaşanan iş yükü dengesizliklerinin yarın daha derin personel krizlerine ve hizmet kalitesinde daha ciddi sorunlara dönüşmesi kaçınılmaz görülüyor.
Sürdürülebilir Bir Sistem İçin Kalıcı Çözümler Şart
Gelinen noktada, hem çalışanların korunması hem de hasta güvenliğinin sağlanması için personel planlama anlayışının köklü biçimde gözden geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Hemşirelerin artan iş yükü ile azalan dönemlerdeki belirsizlik arasında sıkıştığı bu mevcut modelin, ne çalışan memnuniyetini ne de sağlık hizmetlerinin uzun vadeli kalitesini güvence altına alabildiği değerlendiriliyor.
Sürdürülebilir bir sağlık sistemi için hemşireleri geçici bir iş gücü değil, sistemin temel taşı olarak gören; bilimsel ölçütlere dayalı, şeffaf, öngörülebilir ve kalıcı bir insan kaynağı politikasının hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
HEMŞİRELER.NET
