Türkiye’de sağlık iş gücünde “beyin göçü” tartışması yeniden gündemde.
Sosyal medyada paylaşılan bazı görseller, OECD kaynaklı göstergelere dayanarak son 20 yılda Türkiye’den hemşire göçünde çok yüksek artışlar yaşandığını öne sürüyor. Bu iddiaların ayrıntısına girmeden önce, OECD’nin Türkiye’ye dair en net ve doğrulanabilir göstergesi şunu söylüyor: Türkiye’de 1.000 kişiye düşen hemşire sayısı 2,9; OECD ortalaması ise 9,2. Bu fark, hem iş yükü hem de çalışma koşulları açısından sistemin hemşirelerin omuzlarına daha fazla yük bindirdiğini gösteren kritik bir işaret olarak öne çıkıyor.
OECD’YE GÖRE TÜRKİYE’DE HEMŞİRE SAYISI NEDEN KRİTİK?
OECD’nin “Health at a Glance 2025” ülke profiline göre Türkiye, hem hekim sayısında hem de hemşire sayısında OECD ortalamasının belirgin şekilde altında. Türkiye’de 1.000 kişiye 2,4 hekim düşerken OECD ortalaması 3,9; hemşirelerde ise Türkiye 2,9 iken OECD ortalaması 9,2 düzeyinde.
Bu tablo iki önemli sonucu beraberinde getiriyor:
- İş yükü yoğunlaşıyor: Daha az hemşireyle daha fazla hizmet üretme baskısı, nöbet yükünü ve tükenmişliği artırıyor.
- Kalite ve süreklilik riski doğuyor: Personel yetersizliği, bakım sürekliliğini ve hasta güvenliğini dolaylı olarak etkileyebiliyor.
“HEMŞİRELER GİTMEK İSTEMİYOR, GİTMEK ZORUNDA BIRAKILIYOR” TARTIŞMASI NEREDEN GELİYOR?
Türkiye’de hemşire göçünü yalnızca “maaş” başlığına indirgemek eksik kalıyor. Sahadan ve meslek örgütlerinden gelen bulgular, göç eğiliminin daha geniş bir neden setine dayandığını gösteriyor. Türk Hemşireler Derneği’nin yayımladığı çalışmada, katılımcı hemşirelerin %76,3’ü yurtdışında hemşirelik yapmak istediğini belirtirken, %23,7’si Türkiye’de kalmak istediğini ifade ediyor. Aynı çalışmada, “gerekli şartları sağlamaya çalışan” hemşire oranı %18,7; “geçiş aşamasında” olanların oranı ise %1,8 olarak paylaşılıyor.
OECD ÜLKELERİNDE TALEP ARTIYOR MU?
OECD, hemşireler dahil sağlık profesyonellerinin uluslararası hareketliliğini “Health at a Glance 2025” içerisinde ayrı bir başlık altında ele alıyor. OECD ülkelerinde yaşlanan nüfus, kronik hastalık yükü ve pandemi sonrası biriken ihtiyaçlar; nitelikli hemşire talebini artıran temel dinamikler arasında sayılıyor. Bu çerçevede OECD, “uluslararası hemşire göçü” konusunu raporun ilgili bölümünde değerlendiriyor.
TÜRKİYE’DEN OECD ÜLKELERİNE GÖÇ: GENEL EĞİLİM NE SÖYLÜYOR?
Hemşire göçü, genel göç eğilimlerinden bağımsız değil. OECD’nin “International Migration Outlook 2025” Türkiye bölümünde, Türk vatandaşlarının OECD ülkelerine göçünün 2023’te %37 artarak 158 bin düzeyine çıktığı; bu grubun önemli bir bölümünün Almanya başta olmak üzere belirli ülkelere yöneldiği bilgisi yer alıyor.
Bu genel artış, sağlık alanındaki hareketliliğin de daha geniş bir “uluslararası iş gücü mobilitesi” bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini işaret ediyor.
HEMŞİRE GÖÇÜNÜ TETİKLEYEN BAŞLICA NEDENLER
Sahadan gelen geri bildirimler ve meslek örgütlerinin bulguları; hemşirelerin yurtdışına yönelmesinde birkaç ana başlığın öne çıktığını gösteriyor:
- İş yükü ve yetersiz kadro: OECD ortalamasının çok altındaki hemşire yoğunluğu, servislerde ve yoğun bakımlarda “sürekli yetişme” baskısı yaratıyor.
- Tükenmişlik ve mesleki tatmin kaybı: Uzayan çalışma saatleri, sık nöbet ve dinlenme sürelerinin yetersizliği, uzun vadede motivasyonu düşürüyor.
- Gelir–yaşam maliyeti dengesi: Alım gücünün gerilemesi, özellikle büyükşehirlerde geçim baskısını artırıyor.
- Kariyer ve mesleki gelişim beklentisi: Daha öngörülebilir kariyer basamakları ve eğitim fırsatları sunan ülkeler çekim merkezi olabiliyor.
“%249 ARTIŞ” İDDİASI: NASIL OKUNMALI?
Sosyal medyada paylaşılan görsellerde “son 20 yılda hemşire göçü %249 arttı” gibi oranlar yer alabiliyor. OECD, hemşire hareketliliğini farklı göstergelerle (ör. OECD ülkelerindeki yabancı eğitimli hemşire stoku, yıllık girişler, pay değişimleri vb.) izliyor ve kavram tanımı son derece önemli.
Bu nedenle tek bir yüzdelik artış ifadesi, hangi OECD göstergesinin baz alındığı netleşmeden “kesin veri” gibi sunulmamalı. Ancak tartışmanın ana omurgası değişmiyor: Türkiye hemşire yoğunluğunda OECD ortalamasının çok altında ve meslek örgütlerinin çalışmaları da güçlü bir yurtdışı eğilimine işaret ediyor.
SAĞLIK SİSTEMİ AÇISINDAN RİSKLER: KİM KAYBEDİYOR?
Hemşire göçü, yalnızca bireysel bir kariyer tercihi değil; sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini etkileyen bir konu. Hemşire sayısının düşük olduğu bir ülkede her ayrılış, kalan personelin iş yükünü artırma potansiyeli taşıyor. Bu da “daha fazla tükenmişlik → daha fazla ayrılma” şeklinde bir kısır döngüyü tetikleyebiliyor.
ÇÖZÜM İÇİN NE GEREKİYOR?
Uzmanların ve sahadan gelen taleplerin kesiştiği temel çözüm alanları şöyle özetleniyor:
- Yeterli kadro ve planlı istihdam: Hemşire sayısının OECD ortalamasına yaklaşması için uzun vadeli insan gücü planlaması.
- İnsanca çalışma koşulları: Nöbet düzeni, dinlenme süreleri, iş yükü standardı ve birim bazlı güvenli personel oranları.
- Gelir ve özlük hakları: Ücretlerin alım gücünü koruyacak şekilde güncellenmesi, adil ek ödeme ve teşvik modelleri.
- Kariyer basamakları ve uzmanlaşma: Eğitim, sertifikasyon ve yükselme süreçlerinin şeffaf ve erişilebilir hale gelmesi.
SONUÇ: OECD’NİN GÖSTERDİĞİ AÇIK GERÇEK
OECD’nin Türkiye profilinde yer alan hemşire yoğunluğu verisi, tartışmanın en net başlangıç noktası: Türkiye’de hemşire sayısı OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri.
Meslek örgütlerinin çalışmaları da hemşirelerin büyük bölümünün yurtdışı seçeneğini ciddi biçimde düşündüğünü ortaya koyuyor.
Hemşireler gitmek “istemediğinde” bile sistemi ayakta tutan koşullar sürdürülemez hale gelirse, göç bir “zorunluluk” gibi yaşanabiliyor. Bu başlıkta kalıcı çözüm, günü kurtaran adımlar değil; istihdam, çalışma koşulları ve mesleki saygınlığı birlikte ele alan bütüncül bir reform paketinden geçiyor.
Hemşireler. Net – Haber Departmanı
