Türkiye’deki hemşirelerin çalışma koşulları, personel sayısı, hasta yükü ve mesleki hakları uluslararası verilerle karşılaştırıldı. OECD verilerine göre Türkiye’de 1.000 kişiye yalnızca 2,9 hemşire düşerken, OECD ortalaması 9,2 olarak kaydedildi. Ortaya çıkan tablo, sağlık sistemindeki hemşire insan gücü ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı.
Hepsen tarafından paylaşılan “Dünya ile Karşılaştırmada Hemşirelik” çalışmasında Türkiye; ABD, Kanada, Almanya, Avusturya, Fransa ve İngiltere ile karşılaştırıldı. Çalışmada hemşire yoğunluğu, haftalık çalışma süreleri, nöbet sistemleri, hemşire başına düşen hasta sayıları, gelir düzeyleri ve mesleki yetkiler ele alındı.
Türkiye’de Hemşire Sayısı OECD Ortalamasının Çok Altında
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2025 yılında yayımladığı “Health at a Glance” raporu, Türkiye’deki hemşire sayısının uluslararası ortalamaların oldukça gerisinde kaldığını ortaya koyuyor.
Rapora göre Türkiye’de her 1.000 kişiye 2,9 aktif hemşire düşerken OECD ülkelerinin ortalaması 9,2 seviyesinde bulunuyor. Buna göre OECD ortalamasındaki hemşire yoğunluğu Türkiye’nin yaklaşık 3,2 katına ulaşıyor.
Ülkeler Arasında Hemşire Sayıları Nasıl Değişiyor?
OECD’nin 2025 raporunda yer alan bazı ülkelerin 1.000 kişiye düşen aktif hemşire sayıları şöyle:
| Ülke | 1.000 Kişiye Düşen Hemşire |
|---|---|
| İsviçre | 18,8 |
| ABD | 12,4 |
| İngiltere | 9,1 |
| OECD Ortalaması | 9,2 |
| Türkiye | 2,9 |
Bu göstergeler, Türkiye’nin hemşire yoğunluğu bakımından OECD ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldığını gösteriyor. Bununla birlikte ülkelerin hemşire tanımları, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi ve personelin görev dağılımları arasında farklılıklar bulunabiliyor.
Bir Hemşireye Düşen Hasta Sayısında Büyük Fark
Uluslararası karşılaştırma çalışmasında öne çıkan konulardan biri de hemşirelerin aynı anda bakım vermek zorunda kaldıkları hasta sayısı oldu.
Komisyonun paylaştığı karşılaştırmaya göre bazı ülkelerde servis hemşirelerinin sorumlu olduğu hasta sayısı 4 ila 6 arasında gösterilirken, Türkiye’de bazı çalışma ortamlarında bu sayının 10 ila 15’in üzerine çıkabildiği belirtildi.
Ancak söz konusu hasta sayılarının tüm ülkelerde ve bütün kliniklerde geçerli resmî ortalamalar olmadığına dikkat çekmek gerekiyor. Yoğun bakım, acil servis, cerrahi klinikler ve diğer yataklı servislerde personel gereksinimleri hastaların bakım ihtiyacına göre önemli farklılıklar gösterebiliyor.
Hemşire başına düşen hasta sayısının artması; hasta takibi, ilaç uygulamaları, bakım planlaması ve hasta güvenliği açısından ek riskler oluşturabiliyor.
Çalışma Saatleri ve Nöbet Sistemi de Karşılaştırıldı
Çalışmada Kuzey Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinde normal haftalık çalışma sürelerinin yaklaşık 35 ila 40 saat arasında değiştiği ifade edildi.
Türkiye’de ise özellikle personel eksikliği yaşanan birimlerde nöbetler, fazla mesai ve yoğun iş yükünün hemşirelerin çalışma koşullarını ağırlaştırabildiği vurgulandı.
Komisyonun karşılaştırmasında Türkiye için haftalık 45 ila 60 saati aşabilen çalışma sürelerinden söz edilse de bu rakamlar ülke genelinde doğrulanmış ortalama çalışma süresi olarak değerlendirilmemeli.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saat olarak düzenleniyor. Kesintisiz sağlık hizmeti verilen kurumlarda ise çalışma saatleri ve nöbet düzenleri ilgili mevzuat çerçevesinde belirleniyor.
Hemşire Maaşları ve Mesleki Yetkilerde Farklılıklar
Uluslararası karşılaştırmada hemşirelerin yıllık gelir düzeyleri ve mesleki yetki alanları da değerlendirildi.
ABD, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde ileri uygulama hemşireliği kapsamında farklı uzmanlık ve yetki modellerinin bulunduğu, Türkiye’de ise hemşirelerin mesleki rollerinin farklı bir mevzuat yapısıyla düzenlendiği belirtildi.
Maaş karşılaştırmalarında ülkelerin vergi sistemleri, satın alma gücü, çalışma saatleri ve yaşam maliyetleri dikkate alınmadığında yalnızca döviz karşılığı üzerinden yapılan değerlendirmelerin yanıltıcı olabileceği de önem taşıyor.
Hemşire Eksikliği Hasta Güvenliği Açısından Ne Anlama Geliyor?
Hemşire sayısının yetersiz kalması yalnızca sağlık çalışanlarının iş yükünü değil, sunulan sağlık hizmetinin niteliğini de etkileyebiliyor.
Özellikle yüksek hasta yoğunluğu bulunan kliniklerde hemşirelerin hastalara ayırabildiği sürenin azalması, bakım hizmetlerinde gecikmeler ve çalışanlarda tükenmişlik gibi sorunların ortaya çıkma riskini artırabiliyor.
Uluslararası veriler, personel planlamasının yalnızca hastanelerdeki toplam hemşire sayısına göre değil; hastaların bakım gereksinimleri, kliniklerin özellikleri, vardiya düzenleri ve sağlık hizmetlerine yönelik talep dikkate alınarak yapılmasının önemini gösteriyor.
Türkiye’de Hemşirelik İçin Hangi Adımlar Gerekli?
Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de hemşirelik insan gücü planlamasının yeniden değerlendirilmesine yönelik tartışmaları güçlendiriyor.
Hemşire istihdamının artırılması, kliniklerin hasta yoğunluğuna göre personel planlaması yapılması, fazla çalışma yükünün azaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve uzmanlaşmış hemşirelik rollerinin geliştirilmesi öncelikli başlıklar arasında bulunuyor.
OECD verilerinde Türkiye ile diğer ülkeler arasında görülen büyük fark, hemşirelik hizmetlerinin geleceği açısından yalnızca personel sayısının değil, çalışma koşulları ve bakım kalitesinin de birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
