Son yıllarda artan tıbbi malpraktis davaları, özellikle kadın hastalıkları ve doğum uzmanları için ciddi bir baskı unsuru haline geldi. Türkiye’de bu branşta görev yapan hekimler, yalnızca tıbbi risklerle değil, aynı zamanda uzun ve yıpratıcı hukuki süreçlerle de mücadele etmek zorunda kalıyor.
Branşın Hukuki Risk Profili Dikkat Çekiyor
Kadın hastalıkları ve doğum, doğası gereği hem anne hem de bebeğin sağlığını aynı anda ilgilendiren, komplikasyon riski yüksek bir alan olarak öne çıkıyor. Bu durum, istenmeyen sonuçlarda hekimin sorumluluğunun daha sık tartışma konusu yapılmasına yol açıyor. Son yıllarda açılan tıbbi malpraktis davalarının önemli bir bölümünün bu branşa yönelmesi de bu tabloyu doğrular nitelikte.
Uzmanların aktardığı verilere göre Türkiye’de binlerce kadın doğum uzmanı görev yapıyor ve bunların kayda değer bir kısmı halen aktif bir dava sürecinin tarafı konumunda bulunuyor. Bu oran, bazı değerlendirmelere göre neredeyse her üç hekimden birine karşılık geliyor.
Defansif Tıp Uygulamaları Yaygınlaşıyor
Hukuki baskının artması, hekimlerin klinik karar alma süreçlerini de doğrudan etkiliyor. Birçok uzman, olası dava riskinden kaçınmak için defansif tıp olarak adlandırılan uygulamalara yönelmek zorunda kaldığını ifade ediyor. Bu yaklaşım, bazen gereksiz tetkiklerin istenmesi, bazen de daha güvenli görülen ancak her zaman tıbbi olarak zorunlu olmayan girişimlerin tercih edilmesi şeklinde ortaya çıkıyor.
Defansif tıp uygulamalarının yaygınlaşması, hem sağlık sisteminin maliyetlerini artırıyor hem de hasta-hekim ilişkisinde güven temelli yapıyı zedeliyor. Uzmanlar, bu sürecin uzun vadede sağlık hizmetlerinin niteliğini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Hekimler Üzerinde Psikolojik Yük Artıyor
Malpraktis davaları yalnızca hukuki bir sorun olarak kalmıyor, aynı zamanda hekimler üzerinde ciddi bir psikolojik baskı da oluşturuyor. Uzun süren soruşturmalar, belirsizlikler ve yüksek tazminat ihtimali, birçok hekimde tükenmişlik duygusunu artırıyor. Bu durum, mesleki motivasyonun azalmasına ve bazı uzmanların daha düşük riskli alanlara yönelmesine neden olabiliyor.
Özellikle kadın doğum branşında çalışan hekimlerin, sürekli “yanlış anlaşılma” veya “hukuki sorumluluk” endişesiyle hareket etmek zorunda kalmaları, mesleğin cazibesini de giderek azaltıyor.
Yüksek Tazminatlar ve Hukuki Belirsizlik
Son yıllarda kamuoyuna yansıyan yüksek tutarlı tazminat kararları, hekimler arasındaki endişeyi daha da büyütmüş durumda. Bazı davalarda milyonlarca lirayı bulan tazminat talepleri, yalnızca bireysel hekimleri değil, sağlık sisteminin bütününü etkileyen bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, tıbbi uygulama hatası ile kaçınılmaz komplikasyonların net biçimde ayrılmadığı durumlarda, hekimlerin haksız biçimde sorumluluk altına sokulabildiğine dikkat çekiyor. Bu da yargı süreçlerinde daha uzmanlaşmış bir değerlendirme mekanizmasına olan ihtiyacı gündeme getiriyor.
Aydınlatılmış Onam ve Hukuki Güvence Tartışması
Malpraktis dosyalarının önemli bir kısmında, aydınlatılmış onam konusu merkezi bir yer tutuyor. Hastanın yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği, risklerin açıkça anlatılıp anlatılmadığı ve bu sürecin yazılı olarak belgelenip belgelenmediği, yargılamalarda belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Hekimler ise mevcut uygulamada, tüm riskleri eksiksiz anlatmanın ve bunu hukuken tartışmasız biçimde belgelemenin her zaman mümkün olmadığını, buna rağmen sorumluluğun çoğu zaman tek taraflı şekilde kendilerine yüklendiğini ifade ediyor.
Sistemsel Çözüm Arayışları Gündemde
Sağlık hukukçuları ve meslek örgütleri, mevcut tablo karşısında yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu görüşünde birleşiyor. Özellikle ihtisas mahkemeleri, özel tıbbi sorumluluk mevzuatı ve hekimleri koruyacak sigorta ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi öneriler sıkça dile getiriliyor.
Uzmanlara göre, hem hasta haklarını koruyan hem de hekimleri haksız ve orantısız yüklerden uzak tutan dengeli bir sistem kurulmadıkça, kadın doğum başta olmak üzere riskli branşlarda yaşanan hekim kaybı ve savunmacı tıp eğilimi artarak devam edecek.
Sonuç olarak, kadın doğum uzmanlarının önemli bir bölümünün aktif dava süreçleriyle karşı karşıya olması, yalnızca bireysel bir sorun değil, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir uyarı niteliği taşıyor.
