Adıyaman’ın Tut ilçesinde bulunan devlet hastanesinde görev yapan bir grup hemşirenin, hastane yönetimindeki bazı isimler hakkında muhakkike ifade verdiği belirtildi. Çalışanların anlatımlarında; mobbing, tehdit, sendikal ayrımcılık, keyfî mesai düzenlemesi, çalışanlara yönelik aşağılayıcı ifadeler ve kamu zararına yol açıldığı yönünde ciddi iddialar yer aldı.
Tut Devlet Hastanesi’nde yaşandığı öne sürülen olaylara ilişkin sağlık çalışanları tarafından hazırlanan dilekçeler ve soruşturma kapsamında verildiği belirtilen ifadeler, kurum içindeki çalışma ortamına dair önemli soru işaretleri oluşturdu.
Çalışanların aktardığı bilgilere göre, söz konusu iddialar yalnızca tek bir kişinin anlatımından ibaret değil. Hastanede görev yapan yaklaşık 10 hemşirenin aynı hafta içerisinde muhakkike ifade verdiği, olayların bir bölümüne birden fazla personelin şahit olduğu ve çalışanların iddialarını soruşturma makamları önünde de tekrarladığı belirtildi.
İddiaların doğruluğu yetkili makamların yürüteceği soruşturma sonucunda ortaya çıkacak olmakla birlikte, çalışanların dile getirdiği hususların kapsamı hastanedeki yönetim anlayışı, personel ilişkileri ve çalışma barışı bakımından ayrıntılı bir inceleme yapılmasını gerekli kılıyor.
“Ben bu ilçenin sahibinin torunuyum, kimse bana bir şey yapamaz” dediği iddia edildi
Çalışanların anlatımlarında en fazla dikkat çeken başlıklardan biri, hastane yöneticisine atfedilen sözler oldu.
İddiaya göre yönetici, hakkında yapılan şikâyetlerin ardından acil servise gelerek çalışanların yanında, “Ben bu ilçenin sahibinin torunuyum, bana bir şey olmaz” anlamına gelen ifadeler kullandı.
Aynı konuşmada, mevcut olaylar geçtikten sonra şikâyetçi personel hakkında yeniden idari soruşturma başlatacağını söylediği de ileri sürüldü.
Çalışanlar, söz konusu ifadelerin yalnızca bir özgüven gösterisi olmadığını; personele, yapılan şikâyetlerin sonuçsuz kalacağı ve şikâyetçi olanların daha sonra yaptırımlarla karşılaşabileceği mesajını verdiğini savundu.
Bu sözlerin birden fazla çalışanın bulunduğu bir ortamda söylendiği ve konuya ilişkin tanıkların bulunduğu iddia edildi.
Şikâyetçi ve tanık personele baskı uygulandığı ileri sürüldü
Çalışanların beyanlarına göre, yönetim hakkındaki şikâyetlere tanıklık eden veya soruşturma kapsamında ifade veren bazı personeller daha sonra baskıyla karşı karşıya kaldı.
İddiaya göre, tanıklık yapan çalışanlar odalara çağrıldı, taraf seçmeye zorlandı ve kendilerine yönelik çalışma düzenlemelerinin değiştirilebileceği yönünde sözler söylendi.
Bir çalışana, yönetim hakkında dilekçe verip vermediğinin sorulduğu; “Evet” cevabının ardından ise “Bundan sonra mesaiye çekmeye sizden başlayacağım” anlamına gelen bir tehdidin yöneltildiği öne sürüldü.
Çalışanlar, bu tür sözlerin nöbet ve mesai listelerinin bir yönetim aracı olmaktan çıkarılarak çalışanları cezalandırma veya sindirme amacıyla kullanıldığı yönünde ciddi bir endişe oluşturduğunu ifade etti.
Ayağına hemşire çağırdığı, itiraz eden çalışanla uğraştığı iddiası
Dilekçelerde yer alan bir başka iddiaya göre, bir hastane yöneticisi serum takılması amacıyla hemşireleri idari bölüme çağırdı.
Çalışanlardan birinin, hastanenin özel bir sağlık kuruluşu olmadığını ve personele özel sağlık hizmeti verilmesinin rutin bir uygulama sayılamayacağını belirterek bu duruma itiraz ettiği aktarıldı.
İddiaya göre bu itirazın ardından ilgili hemşire ile yönetim arasındaki ilişki bozuldu; çalışan kendisine karşı sistematik şekilde işlem yapılmaya başlandığını, görev yeri ve çalışma düzeni üzerinden baskı gördüğünü ileri sürdü.
Aynı kurumda görev yapan hemşire eşinin görev yerinin de bu tartışmaların ardından değiştirildiği öne sürüldü.
“Köpek kulübesi” ifadeleri çalışanların tepkisini çekti
Çalışan beyanlarında, yöneticiye atfedilen ve çalışma barışını doğrudan etkileyebilecek ağır ifadeler de yer aldı.
İddiaya göre yönetici, eşine mobbing uyguladığını düşündüğü bir doktor hakkında farklı ortamlarda “Onu köpek kulübesine bağladım” şeklinde bir ifade kullandı.
Acil servis sorumluluğu için çalışanların aday gösterdiği başka bir hemşire hakkında ise “Onu köpek kulübesine bile bağlamam” anlamına gelen sözler söylediği ileri sürüldü.
Çalışanlar, bu ifadelerin bir kamu yöneticisinin personel hakkında kullanabileceği kabul edilebilir bir dil olmadığını, mesleki saygınlığı zedelediğini ve personeli aşağılayıcı nitelik taşıdığını savundu.
Bu sözlerin de birden fazla kişi tarafından duyulduğu ve soruşturma sırasında tanık beyanlarına konu olduğu belirtildi.
Sendikal tercihi farklı olan personele “muhalif” denildiği iddiası
Hastanede yaşandığı ileri sürülen sorunların bir diğer boyutunu sendikal ayrımcılık iddiaları oluşturdu.
Çalışanların anlatımına göre, belirli bir sendikanın tanıtım ürünleri yönetim tarafından personele dağıtıldı. Sendikaya üye olmadığı anlaşılan bazı çalışanların ise “muhalif” şeklinde nitelendirildiği ileri sürüldü.
Çalışanlar, kamu yöneticilerinin bütün personele sendikal tercihlerinden bağımsız ve eşit davranmakla yükümlü olduğunu belirterek, personelin sendika üyeliğinin çalışma şartlarına veya yöneticilerin tutumuna etki etmemesi gerektiğini ifade etti.
Sendikal tercihi farklı olan personele yönelik görev yeri, mesai düzeni veya idari işlem farklılığı uygulanıp uygulanmadığının soruşturma kapsamında incelenmesi talep edildi.
Mescidin taşınıp odanın yöneticinin eşine verildiği öne sürüldü
Çalışanların dilekçelerinde kurum içindeki oda düzenlemelerine ilişkin dikkat çekici bir iddia da yer aldı.
İddiaya göre hastane içerisindeki mescit, eksi birinci katta morg bölümüne yakın, küçük ve rutubetli olduğu belirtilen başka bir alana taşındı.
Mescit olarak kullanılan önceki odanın ise yöneticinin eşine çalışma odası olarak tahsis edildiği ileri sürüldü.
Çalışanların yaklaşık bir ay süren tepkisinin ardından bu karardan vazgeçildiği, mescidin yeniden eski yerine taşındığı belirtildi.
Personel, söz konusu oda değişikliğinin hangi idari ihtiyaç ve mevzuat çerçevesinde yapıldığının, odanın belirli bir kişiye tahsis edilip edilmediğinin ve kararın kim tarafından onaylandığının araştırılmasını istedi.
Yakınlık ilişkisi üzerinden görevlendirme yapıldığı iddiası
Çalışanlar, acil serviste sorumlu olarak görevlendirilen bir personelin liyakatten çok yöneticiyle olan yakınlığı nedeniyle göreve getirildiğini ileri sürdü.
İddiaya göre söz konusu personel, hastaneye ilk geldiğinde şoför olarak görevlendirildi; daha sonra kısa süre içerisinde acil servis sorumlusu yapıldı.
Personelin şoför olarak görev yaptığı dönemde dahi acil serviste gece ve gündüz saatlerinde denetim yaptığı, bu denetimler için yetkisi bulunup bulunmadığının belirsiz olduğu savunuldu.
Çalışanlar, acil servis sorumlusunun hasta bakımına yeterince katılmadığını, ilaç ve sarf malzemesi kontrollerini yapmadığını, esas olarak nöbet listesi hazırladığını ve bu listelerin de adil düzenlenmediğini iddia etti.
Acil servis çalışanlarının büyük bölümünün sorumlunun değiştirilmesi yönünde dilekçe verdiği, görevi üstlenmeye gönüllü başka hemşirelerin bulunmasına rağmen taleplerin karşılık bulmadığı ileri sürüldü.
Dilekçe verenlere “Tarafını seçtin” denildiği öne sürüldü
Acil servis sorumlusunun değiştirilmesi için dilekçe veren bazı çalışanların yönetici odasına çağrıldığı iddia edildi.
Çalışanların anlatımına göre bu görüşmeler sırasında bazı personele, “Tarafını seçtin, bundan sonra pozitif ayrımcılık yok” anlamına gelen ifadeler kullanıldı.
Personel, bu sözlerin yöneticinin çalışanlara daha önce eşit değil, kişisel yakınlığa göre davrandığını düşündürdüğünü; dilekçe hakkını kullanan çalışanların ise cezalandırılacağı endişesi oluşturduğunu belirtti.
Temmuz ve Ağustos mesaileri üzerinden kamu zararı iddiası
İddialar arasında en somut biçimde incelenebilecek konulardan biri de Temmuz ve Ağustos aylarına ait mesai ve nöbet listeleri oldu.
Çalışanların beyanına göre, hizmet puanı yüksek olan bazı personeller, önceden bilgilendirilmeden normal mesai düzenine alındı. Bu değişiklik nedeniyle diğer çalışanlara ilave nöbet ve ek mesai yazıldığı öne sürüldü.
Aynı uygulamanın Ağustos ayında acil servis ekibinin tamamını kapsayacak şekilde sürdürüldüğü, listenin ayın son gününde ve mesai saatleri tamamlandıktan sonra açıklandığı iddia edildi.
Çalışanlar, personel ihtiyacı bulunmadığı hâlde belirli çalışanların mesai düzenine çekilmesiyle diğer personele gereksiz ek mesai doğduğunu ve bu durumun kamu zararına neden olmuş olabileceğini savundu.
Kamu zararı oluşup oluşmadığının yalnızca çalışan anlatımıyla değil; personel çizelgeleri, hizmet puanları, fiilî çalışma kayıtları, bordrolar ve ek ödeme belgeleri üzerinden tespit edilebileceği belirtildi.
Mesai listelerinin baskı aracı olarak kullanıldığı iddiası
Personel, nöbet ve mesai listelerindeki değişikliklerin yalnızca idari ihtiyaçlarla açıklanamayacağını, şikâyet ve dilekçe süreçlerinden sonra uygulandığını öne sürdü.
Bir çalışana, “Bunlara uyarsanız listeniz daha da kötü olacaktır” şeklinde söz söylendiği iddia edildi.
Bir başka personele ise yönetim hakkındaki dilekçeye imza verdiğinin anlaşılması üzerine, daha sonraki mesai düzenlemelerinde ilk olarak kendilerinden başlanacağının söylendiği aktarıldı.
Çalışanlar, görev ve nöbet çizelgelerinin hizmet gerekleri dışında personeli ödüllendirmek veya cezalandırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığının ayrıntılı biçimde araştırılmasını istedi.
Geçmiş kamera kayıtlarının çalışanların açığını bulmak için izlendiği iddiası
Dilekçelerde, çalışanlar hakkında geçmişe yönelik incelemeler başlatıldığı ve hastane kamera kayıtlarının personelin açığını bulmak amacıyla izlendiği de iddia edildi.
Çalışanlar, kurumda uzun süredir uygulanan çalışma yöntemleri ve teslim defterlerindeki parafların yalnızca belirli personel açısından soruşturma konusu yapıldığını, benzer uygulamalarda bulunan diğer çalışanlar hakkında işlem yapılmadığını savundu.
Bu nedenle açılan soruşturmaların objektif değil, seçici nitelikte olduğu ileri sürüldü.
Kamera kayıtlarına hangi yetkiyle erişildiğinin, kayıtların hangi gerekçeyle ve kimlerin talimatıyla incelendiğinin de soruşturma kapsamında araştırılması istendi.
Şahitlik yapan personelin dinlenme odasının kapatıldığı öne sürüldü
Çalışanların anlatımına göre, şikâyet sürecinde tanıklık yapan personele yönelik baskı iddiaları yalnızca sözlü ifadelerle sınırlı kalmadı.
Bir olayın ardından kadın ve erkek personelin ortak kullandığı giyinme ve dinlenme odasının gece saat 00.00’a kadar kapalı tutulduğu ileri sürüldü.
Bu işlemin hangi gerekçeyle gerçekleştirildiğinin çalışanlara açıklanmadığı, odanın kapatılmasının şikâyet ve tanıklık süreciyle aynı güne denk geldiği belirtildi.
Kurum aracının kişisel ulaşımda kullanıldığı iddiası
Personel beyanlarında kamuya ait araçların kullanımına ilişkin iddialar da yer aldı.
İddiaya göre yöneticilerden biri, kış aylarında kurum aracını Adıyaman’a yaptığı gidiş ve gelişlerde günlerce kullandı.
Zaman zaman araçta başka personelin de bulunmasının, aracın bu şekilde sürekli kullanılmasını meşru hâle getirmeyeceği savunuldu.
Çalışanlar, kurum araçlarına ait görev emirlerinin, kilometre kayıtlarının, yakıt fişlerinin ve araç takip sistemlerinin incelenmesi hâlinde kullanımın hizmet amacıyla yapılıp yapılmadığının anlaşılabileceğini belirtti.
Elektrikli aracın hastane elektriğiyle şarj edildiği öne sürüldü
Dilekçelerde yer alan bir başka kamu kaynağı kullanımı iddiasına göre, yöneticinin özel elektrikli aracı acil servis önünde hastanenin elektrik sistemi kullanılarak şarj edildi.
Bu kullanım için herhangi bir izin veya ödeme bulunup bulunmadığı bilinmiyor.
Çalışanlar, kamuya ait elektrik enerjisinin kişisel araç için kullanılmasının doğru olup olmadığının ve kuruma herhangi bir maliyet yükleyip yüklemediğinin incelenmesini istedi.
Yöneticinin eşine yönelik ayrıcalık iddiaları
Çalışanların ifadelerinde, yöneticinin eşinin başka bir kurumdan hastaneye getirildiği ve kalite biriminde görevlendirildiği de ileri sürüldü.
Personel, özellikle kış aylarında ilgili çalışanın mesai saatlerine düzenli şekilde uymadığını, buna karşın diğer personele karşı mesai konusunda daha katı davranıldığını savundu.
Bu iddiaların, giriş-çıkış kayıtları, personel devam çizelgeleri ve fiilî çalışma belgeleri üzerinden kolaylıkla araştırılabileceği ifade edildi.
Personelin birbiriyle karşı karşıya getirildiği iddiası
Çalışanlar, hastanedeki farklı birimlerin birbirine karşı kışkırtıldığını ve acil servis personelinin çeşitli olayların sorumlusu gibi gösterildiğini ileri sürdü.
İddiaya göre, farklı birimlerde çalışan personele “Sizi acil servistekiler şikâyet etti” denildi; ancak yüzleştirme talep edildiğinde bu talep karşılanmadı.
Bir memur hakkında düzenlenen tutanağın gerekçesi olarak da acil servis çalışanlarının gösterildiği, buna rağmen acil servis ekibinin olayla ilgisinin bulunmadığı savunuldu.
Çalışanlar bu uygulamaların personeli yalnızlaştırmayı, birimler arasındaki güveni ortadan kaldırmayı ve şikâyetçi ekibi diğer çalışanların gözünde hedef hâline getirmeyi amaçladığını iddia etti.
Çalışma barışının ciddi biçimde bozulduğu belirtildi
Dilekçelerde hastanede son bir yıl içerisinde birimler arası tartışmaların arttığı, çalışanların sürekli tutanak ve soruşturma tehdidi altında hissettiği ve kurumda ekip ruhunun büyük ölçüde zarar gördüğü ifade edildi.
Çalışanlar, yönetimle aynı görüşte olmayan personelin görev yeri veya çalışma saatlerinin değiştirildiğini; bazı çalışanların ise kendileri hakkında dilekçe ve imza toplanarak hastaneden uzaklaştırılmaya çalışıldığını öne sürdü.
Yaşananların münferit bir personel anlaşmazlığından ziyade, hastanenin genel çalışma düzenini etkileyen sistematik bir yönetim sorununa dönüştüğü savunuldu.
İddiaların araştırılması için hangi kayıtlar incelenebilir?
Çalışanların dile getirdiği iddiaların önemli bir bölümünün somut belge ve kayıtlarla incelenebileceği değerlendiriliyor.
- Temmuz ve Ağustos aylarına ait nöbet ve mesai listeleri,
- Personelin hizmet puanı ve görevlendirme kayıtları,
- Ek mesai ve bordro belgeleri,
- Kurum araçlarına ait kilometre, yakıt ve görev emri kayıtları,
- Hastane giriş-çıkış ve personel devam çizelgeleri,
- Oda tahsislerine ilişkin idari kararlar,
- Kamera kayıtlarına erişim ve inceleme tutanakları,
- Çalışanların verdiği dilekçeler ve muhakkik ifadeleri,
- Acil servis sorumluluğuna ilişkin görevlendirme yazıları,
- Elektrikli araç şarjına ilişkin kamera ve elektrik kullanım kayıtları.
Çalışanlar bağımsız ve kapsamlı inceleme talep ediyor
Sağlık çalışanları, olayların yalnızca hastane içerisinde yapılacak yüzeysel bir değerlendirmeyle geçiştirilmemesi gerektiğini belirtiyor.
İddialarda adı geçen yöneticilerin soruşturma sürecine etki edemeyeceği, çalışanların baskı görmeden ifade verebileceği ve bütün belge ve kayıtların korunacağı bağımsız bir inceleme yürütülmesi talep ediliyor.
Ayrıca soruşturma sonuçlanıncaya kadar şikâyetçi veya tanık çalışanların görev yerlerinin ve mesai düzenlerinin cezalandırma izlenimi oluşturacak şekilde değiştirilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Yetkili makamların açıklaması bekleniyor
Çalışanların dile getirdiği iddialar; kamu görevinin tarafsızlığı, liyakat, sendikal özgürlük, kamu kaynaklarının kullanımı ve çalışanların psikolojik güvenliği bakımından ciddi nitelik taşıyor.
Bununla birlikte haberde yer alan hususlar, sağlık çalışanlarının dilekçeleri ve muhakkik ifadelerine yansıdığı belirtilen beyanlardan oluşuyor. İddialar hakkında henüz kesinleşmiş bir idari veya yargısal karar bulunmuyor.
İddiaların doğru olup olmadığı, ancak yetkili idari ve adli makamlar tarafından gerçekleştirilecek tarafsız soruşturma sonucunda netlik kazanacak.
Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü, hastane yönetimi ve iddialarda adı geçen kişilerin konuya ilişkin yapacağı açıklamalar kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla ayrıca yayımlanacaktır.
Hemsireler.Net Haber Merkezi
