Viranşehir Devlet Hastanesi’nde “Laboratuvar Mahkemesi” İddiası: Hiçbir Kamu Görevlisi Kendisini Hukukun Üzerinde Göremez!
HEP-SEN, Viranşehir Devlet Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dr. Elif Meltem Yıldız hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Dosyada yer alan “Laboratuvar mahkemesi burada kurulacak, burada bitecek. O mahkeme başı da ben olmalıyım” şeklindeki ifade ise kamu kurumlarında yetki, liyakat ve hukuk sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışmasını gündeme taşıdı.
Savcılığa suç duyurusu yapıldı
Viranşehir Devlet Hastanesi Biyokimya Laboratuvarı’nda çalışan personele yönelik sistematik baskı ve mobbing uygulandığı iddiaları yargıya taşındı.
HEP-SEN tarafından Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan suç duyurusunda Uzm. Dr. Elif Meltem Yıldız hakkında; tehdit, şantaj, görevi kötüye kullanma, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, hakaret, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi iddialarıyla soruşturma başlatılması talep edildi.
Suç duyurusunda, laboratuvarda çalışan personel üzerinde baskı kurulduğu, çalışanların ifadelerinin yönlendirilmeye çalışıldığı ve nöbet ile görevlendirme süreçlerinin personel üzerinde baskı aracına dönüştürüldüğü ileri sürüldü.
“Benim istediğim şekilde yazıp vereceksin”
Dosyadaki en dikkat çekici iddialardan biri bir çalışanın yaşanan olayla ilgili vereceği ifadeye müdahale edildiği iddiası oldu.
Suç duyurusunda yer verilen 26 Haziran 2026 tarihli tutanağa göre çalışana, “Odama gel, yaşanan olayı benim istediğim şekilde yazıp vereceksin, yoksa olacaklardan sorumlu değilim” denildiği ileri sürüldü.
Yine dosyada yer verilen WhatsApp mesajlarında personele “Siz, öncelikle bana tabisiniz” denildiği ve istenilenlerin yapılmaması halinde “iyi niyetin kalmayacağı” yönünde ifadeler kullanıldığı iddia edildi.
Bir kamu kurumunda amirlik yetkisi; çalışanın iradesini teslim almak, vereceği ifadeyi belirlemek veya personele korku salmak için kullanılamaz.
“Laboratuvar mahkemesi burada kurulacak”
Suç duyurusunda yer alan en çarpıcı ifadelerden biri ise şüphelinin Başhekimliğe sunduğu belirtilen dilekçede bulunuyor:
“Laboratuvar mahkemesi burada kurulacak, burada bitecek. O mahkeme başı da ben olmalıyım.”
Bu sözlerin gerçekten ilgili kamu görevlisi tarafından yazılıp Başhekimliğe sunulduğunun kurum kayıtlarıyla doğrulanması elbette soruşturmanın konusudur.
Ancak doğrulanması halinde sorulması gereken soru açıktır:
Bir devlet hastanesinde “mahkeme” kurma ve kendisini o mahkemenin başına geçirme anlayışı hangi kamu yönetimi anlayışında vardır?
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hastanelerde uyuşmazlıkların çözüm mercii kişilerin kendi oluşturdukları “mahkemeler” değil; mevzuat, yetkili idari makamlar ve bağımsız yargıdır.
Hiçbir hekim, hiçbir yönetici, hiçbir amir ve hiçbir kamu görevlisi sahip olduğu makam nedeniyle kendisini hukukun üzerinde göremez.
“Parasız ceza nöbeti yazabilmeliyim”
Suç duyurusunda aktarılan başka bir ifade ise iddiaların vahametini daha da artırıyor.
Başhekimliğe sunulduğu belirtilen dilekçede, “Devamlı münakaşa çıkaran kişilere, örneğin, parasız ceza nöbeti yazabilmeliyim. Bu, mobbing falan değildir. Bu, kişi ve ortam ıslahatı içindir” ifadelerinin kullanıldığı öne sürülüyor.
Dahası, aynı dilekçede yönetim anlayışının “tiranlık” değil, “pederşahi yönetim” olduğu şeklinde bir ifadenin bulunduğu da suç duyurusunda yer alıyor.
Kamu personelinin çalışma düzeni kişisel yönetim anlayışlarına göre şekillendirilemez. Disiplin yaptırımlarının usulü mevzuatla belirlenmiştir. Bir kamu görevlisinin kendi ceza sistemini oluşturması, nöbeti bir cezalandırma aracına dönüştürmesi veya çalışanları “ıslah edilecek kişiler” olarak görmesi kabul edilebilir bir personel yönetimi anlayışı değildir.
Devlet hastanesi kişisel otorite alanı değildir
Dosyada şef teknisyenlik başvurularından nöbet listelerine, personelin vereceği ifadelerden görevlendirmelere kadar birçok konuda idari nüfuzun çalışanlar üzerinde baskı amacıyla kullanıldığı ileri sürülüyor.
Burada yalnızca kişiler arasındaki bir tartışmadan söz edilmiyor.
Ortada, iddialar doğruysa, kamu gücünün sınırlarının kişisel otorite anlayışıyla karıştırıldığı çok daha ciddi bir yönetim sorunu bulunuyor.
Kamu kurumlarında amirlik; korkutma, sindirme veya mutlak itaat talep etme makamı değildir.
Amirlik yetkisi hukuktan doğar ve sınırını yine hukuk çizer.
Hastane yönetimi bu iddialar karşısında ne yaptı?
Suç duyurusunda personelin daha önce de idareye mobbing başvurularında bulunduğu belirtiliyor.
Bu nedenle Viranşehir Devlet Hastanesi yönetimine de bazı sorular yöneltilmesi gerekiyor:
Personelin yaptığı önceki başvurular hakkında hangi işlemler gerçekleştirildi? İddialarla ilgili idari inceleme veya disiplin soruşturması başlatıldı mı? Başhekimliğe sunulduğu belirtilen ve “laboratuvar mahkemesi”, “parasız ceza nöbeti” gibi ifadeler içeren dilekçeler gerçekten kurum kayıtlarına girdi mi? Girdiyse yönetim bu ifadeler karşısında ne yaptı?
Son sözü yargı söyleyecek
HEP-SEN’in suç duyurusunda WhatsApp kayıtlarının, tanık beyanlarının, nöbet listelerinin, görevlendirme kayıtlarının ve kurum içi yazışmaların incelenmesi talep edildi.
Elbette suç duyurusunda bulunulması, isnat edilen suçların işlendiğinin kesinleştiği anlamına gelmiyor. İddiaların doğruluğunu, delillerin hukuki niteliğini ve cezai sorumluluk bulunup bulunmadığını Cumhuriyet Başsavcılığı ve gerektiğinde mahkemeler belirleyecek.
Ancak kamu yönetimi açısından tartışılması gereken ilke şimdiden son derece açık:
Beyaz önlük de makam da unvan da hiç kimseye hukukun üzerinde bir yetki vermez.
Devlet hastaneleri kimsenin kişisel yönetim alanı değildir. Kamu çalışanları da bir yöneticinin veya amirin “tebaası” değildir.
Kamu kurumlarında kişilerin mahkemesi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuku vardır.
Hemşireler.Net – Haber Departmanı
